Muaz Yanılmaz‘ne çok acı var’. Böyle başlıyor ‘Yaşamak’a Cahit Zarifoğlu. Bu ince, içten, samimi, sade başlangıcından ve itirafından dolayı benim için ayrı bir önemi haiz Zarifoğlu. Onun hayatla kurduğu bu doğrudan bağ etkileyici olduğu kadar yol gösterici de oluyor. Şairin hayatını dikkate aldığımızda söylediklerinin bu tecrübeden süzülerek bize geldiğini görmek mümkün. Hayatın şiirini yazarken Zarifoğlu aslında bize şiire nasıl hayat verileceğini de göstermiş oluyor. Onun şair damarında yaşanmışlığın kanı geziniyor.
Zarifoğlu mükemmel bir Müslümanlık çabasının şair ayağıdır. Çağrısı, tevazusunun büyüttüğü bir insanlık çağrısıdır. Namazla, İslam ahlakıyla sulanan bir insanlık çınarının emektar bakıcılarındandır o. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sundan Sezai Karakoç’un Diriliş’le devraldığı mirası Zarifoğlu Mavera’yla bizlere, sonraki nesillere aktarmıştır. Bunu gençleri yetiştirmeye harcadığı çabasına, onları önemsemesine, yazdıklarına, söylediklerine, yaşadıklarına bakarak gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Esas önemi bu aktarımı kopyalayarak değil, kendine has üslubu, titiz çalışmasıyla başarmış olmasıdır. Taşın üstüne taş koymasıdır. Medeniyetin şiirini kendi özgünlüğü içerisinde kurmada önemli bir köşe taşıdır Zarifoğlu.
Entelektüelizm ağacından zehirli meyveler aşırmaya çalışan, savruk ve egoist zevatın Zarifoğlu’nun dervişliğine ihtiyacı var. Onun hayallerine, fikirlerine, şiirlerine muhtaçlar. Onun duası bizim hamurumuzun mayasıdır. Onun derviş sakalının gölgesi altında, bu bozuk düzene bir reddiye yazabilecek kimselerin toplanma vaktidir. Bu reddiye elbette şiirin reddiyesidir. Şairlerin reddiyesi olacaktır. Zarifoğlu çabası şiarın şuurunu kuşanıp şiire ulaşacak bir medeniyet ufkunun, önünde selama durulacak gayretkeş çabasıdır.
Derviş şairimiz, zarif Müslüman, hal ehli... Giderek kabileleştiğimiz şu zamanlarda bir medeniyet ufkuyla konuşan, şiirler söyleyen abimizi rahmetle, hasretle anıyorum. Şiirleri kalbimizi ısıtacak. Bizi bir derviş kılıp, bir devrime hazırlayacak inşallah.
Zarifoğlu mükemmel bir Müslümanlık çabasının şair ayağıdır. Çağrısı, tevazusunun büyüttüğü bir insanlık çağrısıdır. Namazla, İslam ahlakıyla sulanan bir insanlık çınarının emektar bakıcılarındandır o. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sundan Sezai Karakoç’un Diriliş’le devraldığı mirası Zarifoğlu Mavera’yla bizlere, sonraki nesillere aktarmıştır. Bunu gençleri yetiştirmeye harcadığı çabasına, onları önemsemesine, yazdıklarına, söylediklerine, yaşadıklarına bakarak gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Esas önemi bu aktarımı kopyalayarak değil, kendine has üslubu, titiz çalışmasıyla başarmış olmasıdır. Taşın üstüne taş koymasıdır. Medeniyetin şiirini kendi özgünlüğü içerisinde kurmada önemli bir köşe taşıdır Zarifoğlu.
Entelektüelizm ağacından zehirli meyveler aşırmaya çalışan, savruk ve egoist zevatın Zarifoğlu’nun dervişliğine ihtiyacı var. Onun hayallerine, fikirlerine, şiirlerine muhtaçlar. Onun duası bizim hamurumuzun mayasıdır. Onun derviş sakalının gölgesi altında, bu bozuk düzene bir reddiye yazabilecek kimselerin toplanma vaktidir. Bu reddiye elbette şiirin reddiyesidir. Şairlerin reddiyesi olacaktır. Zarifoğlu çabası şiarın şuurunu kuşanıp şiire ulaşacak bir medeniyet ufkunun, önünde selama durulacak gayretkeş çabasıdır.
Derviş şairimiz, zarif Müslüman, hal ehli... Giderek kabileleştiğimiz şu zamanlarda bir medeniyet ufkuyla konuşan, şiirler söyleyen abimizi rahmetle, hasretle anıyorum. Şiirleri kalbimizi ısıtacak. Bizi bir derviş kılıp, bir devrime hazırlayacak inşallah.
Muaz Yanılmaz